3/05/2018

beni acıların ortasına bırakıp giden ruhuma


Sözlerin boğum boğum olup çıkmamak için inatlaşmasından kaynaklanan boğaz ağrıları, yüklerin üst üste eklenip sırt ağrısı yapması, gözlerin kaderin ona sunduğu dünyayı görmezden gelmek için miyop oluşu... Şöyle bir söz vardı: “İnsanın ruhu hasta olmadan bedeni yatağa düşmezmiş.” ya bir yerde okudum ya bir yerde duydum bilemiyorum. Verem de öyle bir kavramdı değil mi Yeşilçam filmlerinde? Üzülenler mutlaka verem olur yatağa düşerdi veya kan falan kusardı. Eğer modası geçmemiş olsaydı kesin verem olurdum. Şimdilerde bir şeye çok üzüldüğünün ispatı da yok. Napacaksın, oturup blog falan yazıyorsun… Artık ne, ne kadar fayda veriyorsa sen de o kadar ona tutunmak durumda kalıyorsun.
Birkaç yıl öncesinde biri “Bak kızım başına bunlar bunlar gelecek kendini hazırla, ona göre haa” deseydi yine de bu tür şeye hazır olabilir miydim? Olamazdım. Kim olabilir ki? Bilsem de yine bağrımı yırta yırta ağlar, kafamı yastıklara bir tohum gibi gömüp sesimi saklardım. Yine her cümlemin sonuna bir “Ah” ekler cümlelerimin vazgeçilmez ögesi yapardım. Özne, Edat, Zamir, Yüklem, AH… “Yani ne bileyim, keşke böyle olmasaydı.” Zikrim olurdu,  bu yaşanacaklar bin kere de söylenseydi bana. Kim, neyi, ne kadar, ne biçimde hak etti ben ölçemem haddime değil ama “keşke” bu konuyla ilgili bütün cümlelere yakışıyordu.
Birisinin ölümüne sırf kendimiz onsuz yaşamak istemediğimiz için üzülürmüşüz. Bunun gerçekliğini epey düşündüm. Bu yaslar, gözümdeki yaşlar yine mi kendim içindi? Yok, bu sefer değildi. İlk kez bu kadar yaklaşmıştım insan olmaya sanırım. Benim daha atacak çok kahkaham vardı, görecek çok şehrim vardı, kalbim daha çok kez kırılacak sonra tamir edilecekti ama onunkisi bir daha hiç atmayacaktı. Bu benim için tamir edilemeyecek bir kalp kırıklığı sanırım.
Önce kendimi olanları inkâr edip yok saymakla iyileştiririm sandım. İşe yaramadı.  Sonra paylaştıkça azalır diyerek önüme gelene anlattım. Olmadı. İnsanlar sizi asla tam olarak anlamaz, anlayamaz. Bu kişi sizin gibi eşekten de düşse anlamaz. Anlamadı diye de kimseye kızamazsınız...
Sonra zaman geçti. Ve zaman, yine hep olduğu gibi yaralarımı öpe öpe beni ayağa kaldırdı. İyileştirmedi ama, ayağa kaldırdı sadece.
 Her şey olup bitiyor da insan geriye dönüp bakınca bütün bunlar benim başıma geldi ben yine de ölmedim be, diyor. Öldürmeyen güçlendiriyor mu yoksa içten içe çürütüyor mu, onu da zaman gösterecek yine.
Anlattıklarımı anladınız mı daha doğrusu ben anlatabildim mi bilemiyorum. Belki bundan 20 yıl sonra bununla ilgili bir roman yazarım da siz de “haa bunu mu diyomuş” dersiniz. Ama size naçizane bir tavsiyem var: Atmayan kalpler tamir edilemez, atarken fırsatını bulun.

*Eğer cennetteysen ve orada Allah blogları okumaya izin veriyorsa sana diyeceğim birkaç sözüm var: “Dünya sen yokken bin kat daha berbat bir yer. Gidişinin beni teselli eden tek tarafı, ben öldüğümde sana hiçbir üzüntü vermeyeceğim. En azından bir kez seni üzmemeyi ve kırmamayı başarmış olacağım sanırım… İyi ki doğmuştun ve iyi ki geçmiştin dünyamdan. Doğum günün kutlu olsun Hayyam.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder