10/30/2021

Gülpembe

         Her şeyin bir başlangıcı olduğu gibi, herkesin de başlangıcı var. O başlangıcın kim olduğunu bilmeye de ihtiyacı var. Babamın babası olan dedem vefat ettiği için ve ben de onunla hiç tanışmadığım için soyumun babaanneme dayandığını düşünürdüm çocukken. Hangi diyara, hangi ile gitsek o da bizimle gelirdi. Bizimle gelmediğinde de mutlaka bize gelirdi. Gerçi sigara kokan otobüsleri hiç sevmezdi ama yine de bize gelirdi. Ben de arkadaşlarıma önceden haber verirdim. “Babaannem bize gelecek.” Bu benim dilimde “Biz yalnız değiliz, biz bu kadar değiliz, bizim devamımız var.” anlamına geliyordu.

Geldiğinde de bize, hiç eli boş gelmezdi. Sanki bizim oralarda satılmıyormuş gibi köyden çitos, çikolata, kek getirirdi. O bize gelince gezmelere giderdik ya da annemle mantı ve yufka açarlardı. O gelince babam çocuklaşır annemin yükü azalırdı. O gelince mutlaka güzel şeyler olurdu yani.

            Doğum günlerimizi hiç unutmazdı. Bazen günleri karıştırır bir gün önceden arardı. Okuma bayramlarımıza, okul müsamerelerimize, mezuniyetlerimize hep gurbetlik giysileriyle katılır bizi hiç yalnız bırakmazdı. Onun gelmediği okul gösterilerimin sayılmadığını düşünürdüm.

Biz büyüdükçe o da küçüldü. Bir genç kızın yanında genç kız, delikanlının yanında delikanlı olurdu. Bence en sevdiği konular gönül işleriydi. Doyasıya yaşayamadığı için belki de. Sevene, sevenlere anlayışı sonsuzdu. Yoksa kaçan aşıklar niye onun evinde soluğu alsın ki? Herkesin mürüvvetini görmek isterdi. Başta torunlarının… Ne zaman hastalansa onu bizim düğünlerimizi görmek zorunda olmasıyla iyileşmeye ikna ediyorduk. Açıkçası babaannem düğünümü göremeyecek diye de ödüm kopuyordu. Ama ona ikna etmişiz, çok şükür. Daha küçük olan torunlarının sırada olduğunu söylediğimizde o kadar da yaşamak istemediğini söylerdi.

Hem bu kadar hayat dolu hem de bir ayağı yola koyulmaya hazır başka birini bilmiyorum. Oturup sohbet ederken bir anda kalkıp oynamaya başlardık. Kahkahalarla gülerken birden konu ölüme, ölenlere ve sıralı ölüme gelirdi. İçinde kaç kişiyle yaşadığını bilmek imkansızdı. Birden bilge bir kadın olur her duruma uygun doğru sözü söylerdi. Sözü o mu söyledi yoksa başkasından mı duydu hiç bilemezdik. Bazen de birden çocuklaşır çayına şeker atmakta ısrar ederdi.

Herkesi ayrı ayrı düşünür, herkese ayrı dertlenirdi. Kendi hâlini düşünmeye fırsat bulamazdı. Belki kendi hâlini düşünmeye fırsatı bırakmıyordu kendine. Son konuşmalardan birinde dünyanın bir ucunda ne işim olduğunu sordu. Babaanne ne zamandır gitmek  istiyorum ya, yalnız gitmeyeceğim zaten, dedim. Bir şey demedi. Gönülsüzdü belli ki, halam arkadan anne isteyerek gidiyor, zorunda olduğu için değil, dedi. Sonra konuyu değiştirdi. Sen hastane odasında, doğru düzgün soluk alamazken, n’apacaksın torununun dünyanın hangi ucunda olduğunu. Ah benim canım babaannem…



Kendinle ilgili yaşamın boyunca belki hiçbir muradının gerçekleşmediğini, çünkü kendinle ilgili bir dileğinin olmadığını tahmin ediyorum. Fakat kendi ölümünle, cenazenle ilgili tüm duaların kabul oldu. Herkes oradaydı, herkes senin için gelmişti. Kur’anlar okundu, gelen herkes karnını doyurdu da ayrıldı evinden. Alelacele götürmedi kimse seni evinden. Yani her şey istediğin gibiydi. Sonunda… Eğer eski günlerimizde olsaydık, senden -di’li geçmiş zamanla bahsetmezdim ve o gün sana cenaze dedirtmezdim. Ama hayat insana her şeyi gösteriyor. Yoksa insanın aklı başında olsa hiç babaannesine cenaze dedirtir mi?

Yokluğuna nasıl alışacağız bilmiyorum… Kalan düğünleri göremeyeceksin, doğacak bebelerimizi göremeyeceksin. Biz bunları seninle paylaşmazsak tadı olur mu bilmiyorum. Bayramlarda çaldığımız ilk kapıyı senin açmamana nasıl alışacağız bilmiyorum.  Ama mekânın cennet biliyorum. Tüm ağrılarından, sızılarından, hastalıklarından, dertlerinden, kederlerinden kurtuldun, seni melekler karşıladı biliyorum. Kaybettiğin bebeğini kucağına aldın ve ona ninniler söylüyorsun biliyorum…

 

 

2 Eylül 2021

Kıymetli babaannem merhume Zekiye Yılmaz’ın ruhuna El Fatiha.

 




 


https://www.youtube.com/watch?v=LJD19ZE1SSs

 


8/17/2021

Mataramda Muştu

"Uzun yola çıkmaya hüküm giydim."


    Hayatımızın bana kalırsa tamamı bir iç ve dış yolculuktan ibaret. Kim olduğumuzu bulma gayretlerimiz, yanlış yerde olduğumuzu fark edişlerimiz, aynı yere nasıl dönüp geldiğimize dair hayretlerimiz, bu dünyaya geldiysek bir amacı vardır dediğimiz arayışlarımız. Ama hayat aynı gayretleri ve arayışları sürdüreceğimiz kadar durağan değil. Her baharımızda yenilerini edinmek durumundayız. Ben ilkbaharımı tamamlamaya çok yakınım. Yaş itibariyle değil, amaç itibariyle. 

          Yoksunluğun, yokluğun içinde saklı olan keyfi keşfettiğimde daha çok küçüktüm. Her şeyin dolup taştığı evlerde iştahsızlıktan su ile karnımı doyurup gariban komşunun evine gidip karnımı tıka basa doyuran bir çocuk olarak ağzımın tadını nerede bulabileceğimi çok iyi biliyordum. İnsanın ağzının tadı, yediği yemeğin damağındaki iziyle değil de bulunduğu yerin sıcaklığıyla orantılı oluyor.

          Sadece şükür imtihanı diledim şımarıkça. Ama şükrümü arttırmak için elimi hep taşın altına koydum. Beni yokluk ve yoksunlukla imtihan etmeyen Allah için, hâlden anlamanın verdiği keyfi unutmamak için çok çabaladım. Derdim yoktu, dert edindim. Elimi taşın altına koydum, çünkü baharımın amacı bu.

           Dünya, artık her yeni güne kendi tarihini yeniden yazmak için uyanıyor. Çok da iç açıcı olmayan bir tarihi yazmak için. Bunu başımıza kakan her yeni haberden sonra bir yandan boşa mı çabalıyoruz diye düşünüyorum bir yandan da çabalarımızı büyütmek ve genişletmekle ilgili çok büyük bir arzuyla doluyorum. 

            Her yeni güne kendi tarihimi ve dünyanın tarihini yeniden yazabilirim umuduyla uyanıyorum. Adaletin sözlüklerde kendine yer bulamadığı coğrafyalara iyi hukukçular, hastalıktan başını kaldıramayan ilerlemeye güç bulamayan topraklara iyi doktorlar, hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır yerlere duymayı öğretecek iyi öğretmenler hediye etmeyi boynumuza borç bilirim. Bütün bu yükü sırtımıza alıp bir derde sahip olmanın dayanılmaz hafifliği ile uzun yola çıkıyoruz hayat arkadaşım ve ben.

               Berrak bir gök yoksa üstümüzde, berrak bir gök inşa etmek ve bunun için savaşacak çocuklar yetiştirmek bizim gayretimiz. Yolumuzun ucu her nereye çıkarsa çıksın orayı gönül coğrafyamız yapmak bizim ellerimizden öper, biz de yolun ucundaki güzel çocukların gözlerinden öperiz. 

         Uçarı bir gülümseyişle takındığımız muşta gibi lüksleri burada bırakıp dünyanın bütün muştularını mataramıza azık yapacağız. Dert, dava, ülkü veya sevgili veya siz ne derseniz adına biz ona dost evlerini çoğaltıp ocakları tüttürüp gönüller yapmak, diyoruz. Allah, gayretlerimizi ve amaçlarımızı hakkıyla tamamlayıp yeni bir baharı bize, hepimize nasip etsin. Yollarımız, güzel olan ve güzel yapacağımız yerlere doğru açık olsun.




https://www.youtube.com/watch?v=sMcsu7kjtPs